VEYSEL GÜNEY'İ ARIYORUZ !
©2008 veyseliariyoruz.net
ANA SAYFA
YÜZBAŞI BURHAN ERDEM'E
      VİCDAN ÇAĞRISIDIR !

Veysel Güney'in mezarını kim neden sakladı?

Sinan Deniz 7 Temmuz 2006, Cuma
Sinan Deniz (7 Temmuz 2006, Cuma)
"TCK'nun 450/9 maddesinin ihlal suçundan Adana Sıkıyönetim Komutanlığı 2 no'lu Askeri Mahkemesinin 1981/71 esas 1981/80 kararı ile ölüm cezasına çarptırılan ve bu cezası Yargıtay'ca onanarak 21.04.1981 tarihinde kesinleşen, Milli Güvenlik Konseyince ölüm cezasının yerine getirilmesine karar verilerek bu konudaki kanun 9.6.1981 tarihinde resmi gazetede yayınlanan Veysel Güney'in ölüm cezasının infazı için 10.06.1981 tarihinde saat 03,00'de Gaziantep E tipi cezaevinde bu işin infazı için ayrılan özel bölümde tüzüğün 66.maddesinde belirtilen kişiler olarak, hükmü veren mahkeme heyetinden Hak.Yb.Ayhan Ulusoy,İnfaz işleri ile görevli Gaziantep C.Savcı Yardımcısı M.Göktürk, Cezaevi Müdürü M.Ekrem Berdan,Hükümet tabibi Fahri Zincircioğlu,Din Görevlisi İbrahim kaya,zabıt Katibi Şemsi meni, hazır bulundular."
10 Haziran 1981'de Veysel Güney hakkında verilen idam kararının infazı sırasında tutulan zabıt işte böyle başlıyor. Sonrasında Veysel Güney sehpaya çıkıyor, sloganlar atarak sandalyeyi tekmeliyor. Genç bir yürek duruyor ve arkası kocaman bir bilinmezlik. Yargılanma süreci ve mezarı 26 yıldır bu bilinmezliklere dahildi. Ama geçen ay meydana gelen iki önemli gelişme 12 Eylül'ün bir büyük sır perdesini daha biraz olsun araladı.

Anlaşıldı ki cunta, Veysel Güney'i kimsesiz kılmak, canını almakla yetinmeyip, onu karanlıklara gömmek, mezarına bir çiçeğin bile konulmasını engellemek istiyordu. Peki neden? Onu idam sehpasına çıkartan sürece bir kez daha yakından bakmak, bu karanlık tabloyu görünür hale getirecek ipuçlarını elde etmemize yardımcı olabilir:

Veysel Güney,  30 Aralık 1980'de Gaziantep'te kaldığı eve düzenlenen bir operasyonda yaralı olarak gözaltına alındı. Operasyon sırasında çıkan çatışmada, Veysel Güney'in arkadaşı Devrimci Yol üyesi Ali İhsan Özer ile timde görevli Üsteğmen Şahin Akkaya yaşamını yitirdi. Sorguya götürülürken Güney'in vücudunda iki kurşun yarası olduğu biliniyor. Çatışmada bir subayın ölmesi, onu sağ ele geçirenleri fazlasıyla tahrik etmiş olacak ki, tedavi ettirmeyi akıllarına bile getirmediler.

Suçlamayı kabul etmedi
Soruşturma aşamasında ne olup bittiği yargılamadaki hukuksuzluğu ortaya çıkarmak bakımından son derece önemli. Veysel Güney'in sorgulandığı günlerde Gaziantep'te gözaltında olan adı bizde saklı Devrimci Sol davasından bir tanık, sorguda yaşananları dün gibi anımsıyor:
"Veysel getirildiğinde yaralıydı. Durmaksızın işkence yapıyorlardı. Özellikle yaraları üzerinde çalıştıkları anlaşılıyordu. Çığlıkları hiç kesilmedi. 'Asker katili' diye hitap ediyorlardı. 'Asker katili' aşağı, 'asker katili' yukarı.. Veysel sorgusunun başından beri çatışmaya girdiğini kabul etmedi. Evde olduğunu kabul ediyordu ama 'ben çatışmaya katılmadım' diyordu. Gaziantep'te sorgulandığımız yerde insani diyebileceğim hiçbir şey yoktu. Koşullar son derece ağırdı. İşkence gören herkes az çok bir şeyler kabul etti. Ama Veysel bütün işkencelere rağmen 'ben çatışmaya girmedim' diye diretiyordu. Birkaç kez komutan geldi. Vücudunda sigara söndürdüler. 'Seni asacağız' diyorlardı, 'darağacında sallanırken karşında sigara tüttüreceğiz' diyorlardı. İdam edileceği işte ilk yakalandığı andan itibaren belliydi. Çünkü komutanlar öyle istiyorlardı. Ama Veysel hakkında hukuki açıdan bakarsak hiçbir delil olmadığı, savcı Mete Göktürk'ün anılarıyla da ortaya çıkmış oldu."

Cezaevinde her gün işkence
Veysel Güney, ilk sorgusunun ardından cezaevine mekan değişmiş ama gördüğü muamelede en ufak bir yumuşama olmamıştı. Gözaltına alınışıyla idam sehpasına çıkarılışı arasında geçen beş buçuk aylık sürede her gün işkence gördü. Nasıl yargılandığını anımsayan yok. Çünkü avukatı bile yoktu. Ailesiyle de görüştürülmemiş, cezaevindeki arkadaşlarıyla yan yana gelememiş, sürekli tecritte tutulmuştu. O günlerde hapishanede olan arkadaşları, Veysel Güney'in havalandırma hakkından bile yoksun bırakıldığını anlatıyor.

Göktürk: Delil yoktu
Veysel Güney polis sorgusunun ardından adli soruşturma için ilk olarak ifadesini savcı Mete Göktürk almıştı. Göktürk, yıllar sonra yazdığı "Adaleti Gördünüz mü?" adlı kitabında, Güney'in hukuki durumuna da değindi:
"1980 yılı sonuydu. Gaziantep'in Kolejtepe mevkiinde bir apartmanın en üst katında yasadışı örgüte mensup iki kişinin barındığı haber alındı. Güvenlik güçleri tarafından eve yapılan operasyonda, biraz aceleci davranılması nedeniyle çatışma çıkmıştı. Bir militan ölmüş, bir teğmen şehit düşmüştü. Çatışmanın yaşandığı apartmanın havalandırma boşluğundan kaçmaya çalışırken yakalanan ve görevlilerce feci şekilde dövülerek ağır şekilde yaralanan Veysel Güney'in hastanede ilk ifadesini ben aldım. Hazırlık soruşturmasını ben yaptım. Çatışmada, Güney'in silah kullandığına ilişkin bir kanıt elde edememiştik. Benim ilk tespitlerimle mahkeme kararında varılan sonuç örtüşmüyordu. O günlerde yaşanan ortamın olağandışılığı da göz önüne alındığında, yargılamanın tarafsız ve adil yapılmamış olacağına ilişkin kuşku duyuyordum."

Cinayete suçüstü
Savcı Mete Göktürk'ün bulamadığı delilleri, elbette ki yargılayanlar da bulabilmiş değildi. Veysel Güney'in ne çatışmaya katıldığı yönünde bir ifadesi, ne de ortada çatışmaya katıldığını kanıtlayacak bir delil vardı. Buna rağmen Veysel Güney'i idam sehpasına çıkarmaları, adalet mekanizmasının aslında hukukla değil, emirle işlediğini bilmem kaçıncı kez gözler önüne sermekten başka bir anlam ifade etmiyordu. İnfaz sırasında Veysel'in son anlarına tanık olacak bir avukatı yoktu. Ailesinin de infazı izlemesine izin verilmedi. Sadece zorlukla son bir kez görüşme izni alabilmişlerdi. Zaten o görüşmeyi de konuşmalarını beğenmedikleri için Veysel Güney'in kardeşini gözaltına alarak zehir etmişlerdi. Veysel Güney'i tamamen intikam amacıyla idam sehpasına çıkartanlar, kardeşini de annenin bütün yalvarmalarına rağmen en acılı gününde apar topar işkenceye götürmüşlerdi.

Cinayet örtbas edildi
Veysel Güney'in idamındaki tek sorun, artık neredeyse bütün boyutlarıyla teşhir olan 12 Eylül adaletinin nasıl işlediği ile sınırlı değildir. Veysel Güney'i asmaya karar verenler, kendi kararlarından bu kadar kuşkulu olmasalardı, onu idam sehpasına çıkarmakla yetinmeyip bir de toplumun hafızasından tümüyle silmek için planlar geliştirmezlerdi. İdam edilmeden bir gün önce Gaziantep Orduevi'nden Veysel Güney için mezar yeri ayırtılması, idamın ardından cenazeyi ailesine vermek yerine 'kimsesiz ve isimsiz' olarak toprağa gömmeleri; işte tüm bunlar, suç delillerini yok etmek için değilse nedir?
Veysel Güney'i ne kadar hafızalardan silerlerse, adalet duygusundan yoksunluklarını, tasarlayarak işledikleri cinayetleri ve bu cinayetlerdeki sorumluluklarını o kadar  kolaylıkla örtbas edeceklerini sandılar. Ama yanıldılar. Hem egemenliklerinin sonsuza kadar süreceğini sandıkları, hem de bu gök kubbe altında hiçbir şeyin gizli kalamayacağını unuttukları için yanıldılar.
12 Eylül cuntası, Veysel Güney cinayetinde suçüstü yakalanmıştır. Sorgulayanlar, yargılayanlar, idam emrini verenler, onaylayanlar, bu suçları işleyenlere bugün ısrarla kol kanat gerenler; işte tüm bu faşist güruh, diğer suçlarının yanısıra Veysel Güney'i tasarlayarak öldürmekten tarih önünde bir kez daha mahkum olmuştur. 

sin.deniz@hotmail.com

www.sol.org.tr

http://arsiv.sol.org.tr/?yazino=1235

Belgelere Geri Dön
ANA  SAYFA